Hakan ATALAY / Teknik Direktör & Webmaster
#Komşunun Hacettepe'den mezun profesyonel temsilci çocuğu... H’si büyük.
#eFeX09
Hacettepe University
Hakan ATALAY'ın Kişisel Sitesi Kadın derin, adam yüzme bilmiyor.

Kadın derin, adam yüzme bilmiyor.

Tek görmek istediğim yüz sen iken gereksiz kişiler ile çevrili etrafım.

Öyle karanlık kalmışım ki öyle umutsuz.unut diyorlar. haklılar, bir şey diyemem. ama gel gör ki aldığı nefese kadar seviyorsanız bir adamı veya kadını unutmak öyle kolay olmuyor. bir sabah uyanıyorsun yüreğinde bir acıyla. o acı o adama yada kadına ait oluyor. telefonunda onun mesajları olmuyor mesela, onu uyandıramıyorsun. hatta tek bir harf yazmaya cesaretin olmuyor. saat ilerliyor, hep bekliyorsun. aslında gururlu değilsindir, korkuyorsundur ondan. vereceği tepkiden çok, kırılmaktan korkuyorsun işte. bazen kırıyorsun o duyguyu yazıyorsun kırılıyorsun sonra saç uçlarına kadar. bazen yazamıyorsun işte olmuyor. beklemek ile geçiyor zamanın. akşam olana kadar bin bir şey geçiyor aklından. “mutlu mu, mutsuz mu-iyi mi,kötü mü-nerede, ne yapıyor” gibi gibi işte. hepsi yanıtsız kalıyor. o da yazmıyor. niye yazsın değil mi diye gülüp geçiyorsun. herkes onu soruyor sana, onu anlatıyorsun herkese. “unut ya” deyip geçiştiriyorlar. çünkü onlar seninle aynı durumda değiller. belki haklılar, sende biliyorsun sonuna kadar haklı olduklarını. ama gel gör ki insanın kendi yüreğine söz geçirmesi öyle zor şey ki. olmuyor işte, canına yandığımın kalp yarası öyle kolay iyileşmiyor. kanıyor,kanıyor. bazen bir sözü ile seni iyileştiriyor. ama yine de yaralar açacak şeyler söylüyor sana. umut veriyor, sonra umutlarını kırıyor. paramparça oluyorsun. akşam oluyor sonra. daha kötü işte. bir şarkı açıyorsun zaman geçsin diye bir şeyler karalıyorsun ya da bir film dizi izliyorsun. illaki onu hatırlatacak bir şey çıkıyor karşınıza. bazen yürüyorsunuz, ona benzer birisi geçiyor önünüzden. koşup sımsıkı sarılmak istiyorsunuz. aslında o, ona benzemiyordur. kalp işte. bahane arıyor kırılmaya. sevmiyor ya, olmuyor işte.Karanlık bulutlar sanki odamın içinde. Yağmur dışarıda değil içimde yağıyor, gözlerimde anlıyorum yaş içinde. Bu gece yine sana ağlıyorum. Kalemim bu gece kağıda ağlıyor, düşüncelerim bir bir yaşa dönüşüyor. Önce elime, sonra kaleme, en son kağıda düşüyor.Hep beraber sana ağlıyoruz bu gece. Bu gece en uzun geceymiş, Çok daha uzun geçen gecelerim oldu benim. güya bugün en uzun geceymiş. ne farkı var diğer gecelerden yine ağlayacak bir omuz bile yok. ne zaman gözüm dolsa hırkamın koluna silmişimdir bu gece biraz daha fazla hırpalayacağım hırkamı. o kadar.. ağlıyorsun çok ağlıyorsun hırkan parçalanana kadar siliyorsun gözyaşlarını.

Bugünde oturdum uykumun en güzel yerinde olmam gerekirken kendimi bu günlüğü yine ve yine yazmaya zorluyorum.Neden hiçbir zaman günlük tutmadığımı şimdi anlıyorum: Bana göre yaşam gizlidir. Yaşam, başkalarından gizlenmelidir, yaşamı sözcüklerle ortaya sermemeliyim.Bana göre yaşam, gizli tutulduğu, dile getirilmediği zaman zengindir. Şu sırada günlük tutmak için kendimi zorlamamın nedeni, belleğimin zayıflığı karşısında duyduğum korku,çünkü sevdiğim adamla geçirdiğim her günü hatırlamak istediğim için,çünkü bu günlüğü bitirdiğimde ona tüm anılarımı armağan etmeyi istediğim için.Yazdığım sıradan bir günlük değildi benim yazdığım bir adama ait anılarımı,duygularımı,yaşamak istediklerimi,hayallerimi,rüyalarımı,onun için neler düşündüğümü benimle ilgili herşeydi o günlük.O sayfalar bittiğinde ona bu günlüğü verip ona seni seviyorum demekti.Bu gece uzundu çünkü günlüğümün son sayfasındaydım,ama ne yazık ki hiç bir zaman vermeyeceğimi düşünüyordum.Aynı sınıftaydık.Bunun olumsuz etkileyebileceğini düşündüm.Sevgilileri gördüğümde imrenen değil gözlerini deviren birisiydim ben ,çokta şey yapmamak lazım tabi.Lise 2 ‘de ilk aşkımı yaşıyordum anlaşılan.En yakın arkadaşıma bir kaç gün önce yapacaklarımı paylaştığımda heyecanlanmıştı.

Omuzlarımdan dökülen saçlarımı arkaya attım,yatağıma uzandım,artık uyuyabilirim.Etrafımda dönüyordum,pazartesi olacakları hayal ediyordum.Kulağımda onun en sevdiği şarkıyla dışarıdaki karanlığın büyüsüne kapılıp, düşüncelere dalarken uyuyakalmışım.Mutfağa su içmeye geldiğinde annemin mutfakta bulaşık yıkarken açık bıraktığı radyoda bir şarkıyla karşılaştım.Radyoda çalan şarkı nefesimi kesiyor birdenbire. Ellerimi tezgaha yaslamış gözlerim dolu dolu bir şekilde şarkıyı dinlemeye koyuluyorum. Şarkının sözleri yüreğime işleniyor ilmek ilmek. Radyonun sesini sonuna kadar açıyorum. Komşuların ne dediğini umurumda bile olmuyor.

Ağlamamak için mutfağın tavanına dikiyorum gözlerimi. Bir süre sonra bu oyuna daha fazla devam edemeyeceğimi anlayıp ağlamaya başlıyorum hüngür hüngür. Bu hayatta hiçbir zaman sevilmediğime, kimsesizliğime ağlıyorum hıçkıra hıçkıra. Gözyaşlarım dudaklarımı ıslattığında elimin tersiyle yüzümü silip toparlanmaya çalışıyorum ama olmuyor. Şarkıya öyle bir kaptırmışım ki kendimi bir türlü kendime gelemiyorum.

Mutfağın zeminine oturup sırtımı dolap kapaklarına veriyorum. Gözlerim boşluğa bakıyor bu sırada. Dalıp gidiyorum uzaklara. Şarkı çalmaya devam ediyor tabi. Yaşamak istediğim hayattan ne kadar uzakta olduğumu fark ediyorum. Bunu fark etmek yaralıyor beni. Elimdeki bardağı duvara fırlatıp paramparça etmek istiyorum. “Allah kahretsin” diye bağırmak istiyorum. Ama bağıramıyorum. Sesimi duyuramıyorum insanlara. Kulaklarını çoktan tıkamışlar çünkü bana karşı. Ne yapsam anlatamıyorum derdimi.

Yüzüstü bırakıp gidiyorlar her seferinde. Ben “Allahım nerde yanlış yapıyorum” diyerek beynimi kemiren sorularla boğuşurken onlar beni çoktan unutmuş oluyor.

Mutfağın zeminde otururken dizlerini karnıma çekip düşüncelere dalıyorum. Çalan şarkı keşkeleri sırtıma iğne gibi batırıyor. Yaşadığım onca hayal kırıklığı beliriyor gözlerimde. “İyi de ben bütün bunları nasıl atlatacağım” diye serzenişte bulunuyorum karşındaki duvarlara.Sonra şarkıya sessizce eşlik ediyorum. Derin iç çekişler yaparak hayatımın ne kadar boktan olduğunu hazmetmeye çalışıyorum.

Dirseklerimi masaya koymuş , avuç içlerimi yanaklarıma dayamış pencerenin yanında , günün aydınlığından gözlerimi kapatınca muaf sayılacakmışım gibi oturuyorum mutfakta.Her tarafım tutulmuş burada nasıl uyuyakalmışım ben.Annem kahvaltılık bir şeyler koyuyor önüme ‘Hanginiz ile ilgileneceğimi şaşırdım ! çayları da bir zahmet kalk ta kendin döküver ! ‘ diye söyleniyor çayımı koyarken.

Bir Yorum Yapın