Hakan ATALAY / Teknik Direktör & Webmaster
#Komşunun Hacettepe'den mezun profesyonel temsilci çocuğu... H’si büyük.
#eFeX09
Hacettepe University
Hakan ATALAY'ın Kişisel Sitesi Çünkü içten duyulan şeyler hep yanlış anlaşılır.

Çünkü içten duyulan şeyler hep yanlış anlaşılır.

Çünkü içten duyulan şeyler hep yanlış anlaşılır. Futbol çok basit bir oyundur, önemli olan basit oynamaktır. Mutlu olmakta öyle, çok basittir aslında ama basit yaşamak çok zordur. Ruh halime ayak uydurabilen tek şey ayak bileğim. Başım ağrıyor. Belim ve bacaklarım da. Fakat en çok ayak bileklerim sanırım. Uyursam geçer muhakkak, biliyorum. Her şey geçiyor uyuyunca, öyle diyorlar en azından. Bence çok uykusu gelenlerin uydurması. Bilemiyorum gerçekten işe yaradığı zamanları da gördüm, haksızlık etmiş olmayayım şimdi. Bitti mi çayın? Bitmesin. Biterse uyuruz, uyumayalım. Herkes uyusun, herkes yokk… Haydi iç de çay mı koyayım? Yok yok, içme, bitirme, kalkmaya mecalim yok. Mecal. Bu yazdıklarımın, ayağımda ki alçıyla da hiçbir alakası yok. Bebekler gibi uyuyun. Ki ancak bir bebek uykusu geçirebilir her şeyi, gerisi de bize geçirir. Öpüyorum.
Bir teoriye göre insanların ağzından çıkan her ses her kelime sonsuza kadar yankılanıyormuş. İlk insandan günümüze bütün aşıkları düşün. Birbirlerine söylediklerini, ilan-ı aşkları düşün. Bütün ayrılıkları, kalan kalp kırıklıklarını, hepsini düşün. Hepsinin sonsuza kadar yankılandığını düşün. Şimdi ben sana ‘seni seviyorum’ desem sonsuza kadar yankılanır. Bu da; seni sonsuza kadar seveceğimin garantisidir. Falan filan, edebiyat karın doyurmaz, orası ayrı. Süslü lafları, şöyleymiş böyleymiş olaylarını bir kenara bırakalım. Her temas iz bırakmaz ama bazı dokunuşların izi geçmez. Sonrasında onunla yaşanacak bir bakış, bir temas, herhangi bir diyalog seni alır geçmişe, ‘o zamanlar’ diye adlandırdığın anlara götürür. Ne kadar zaman geçerse geçsin, yanında huzurla, ona sokulup uyuyakaldığın insanı unutmayı geç, hatırlamamak bile mümkün değildir. Ondan gelecek bir ‘nasılsın’ sorusuna, onunla göz göze geldikten sonra, nasılsına verilebilecek tüm cevaplar dışında, onlarca kelime, cümle geçer kafandan da iki üç saniye durup, eyvallah dersin. Hızlıydım ben. Haddimden fazla, gereğinden fazla. Gittikçe hızlandım, hızlandıkça azaldım. Bir durup nefes almam gerek, nefeslenmem gerek. Hakkıdır, hakkımdır, yazılır, ilk kez de olsa son kez de olsa yazılır. Yazmak gerek, okunmasa da bilinmese de hatta belki anlaşılmasa da yazılması gerek. Bazı dokunuşların izi nasıl kalıyorsa, hayatların, hayatımın yazılması, bir izi olması gerek. Geldiysen şimdi, okuyorsan satırlarımı, sakın gitme. Sen kimsin deme, ben yazarım sen okumalısın; sen yazmalısın ve ben de okumalıyım. Evet evet, yine sana diyorum. Sana, size, yolu buraya düşmüş herkese. Çünkü eğer bu yanılgıya düşer de gidersen, gidersen geri döneceksin. Çünkü gidersen, kaybının büyüklüğünü göreceksin. Pek tabi, kaybın ben değil, ne haddime; fakat duyguların, değerlerin olacak kaybettiklerin. Şişirdiysem başını, affola.
Anlat, sen seversin yalanı ama. Ben başkası için önemli bir insan olabilir miyim, diyorum. Ve artık başkası benim için önemli bir insan olabilir mi? / Yakıp yıkarak giden insanlar bildim, benliğini kaybederek giden insanlar tanıdım; bir de yakıp yıkan, benliğini kaybettiren gidişler gördüm. Benimkisi oldukça sessiz, sakin olacak. Olmuştur da. Kalk oğlum, gidelim. Ne yapıyoruz ki zaten. Herkes çok biliyor, herkes çok iyi, mükemmel. Herkes çok herkes be. Hadi ne olur, kalk gidelim. Belki bulurlar bizi, belki peşimizden gelir biri, birileri. Döneriz belki bir gün, dönmeye değer birine, birilerine. Gidelim şimdi, kimsenin gittiğimizi fark edeceğini sanmam. Hadi.
“En ağır yükü istiyordun kendin için ve sonunda kendini buldun.” Mutluluk nedir? Mutlu nedir? Neye, kime denir? Mutluluk, TDK sözlüğünde “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik” olarak tanımlanmış. Mutlu ise; Mutluluğa erişmiş olan, ongun, mesut, saadetli, bahtiyar, berhudar… Hatta bir de örnek bir cümleleri var. “Beni orada sıcak bir yuva, huzurlu konuklar, mutlu bir kadın bekliyor.” Reha Mağden’in bir sözü. Ne diyordum ben? Heh. Mutluluk nedir? Tanıdığım, bildiğim pek çok insan “mutluluk” denen olayı, nefes almak kadar zaruri olarak görüyor. Mutlu olmak istiyorum, artık mutlu uyumak, mutlu uyanmak istiyorum diyorlar mesela. Soruyorum, mutluluk nedir? Cevap yok. Ne olduğunu bilmediğin bir şeyi istiyorsun, ne uğruna? Kimilerineyse, mutluluğunun sebebini soruyorum. Aldığım cevap biraz komik. Bana beraber olduklarını kişinin ismini veriyorlar. Onun varlığını, mutluluğunun mutlak sebebi haline getiriyorlar. “Sizin mutluluğunuz gerçek değil, sizin mutluluğunuz pamuk ipliğine bağlı…” dediğimde ise saçmaladığımı, mutsuz olmak istediğimi hatta ve hatta bazen tedaviye ihtiyacım olduğunu düşünenler oluyor, oldu. Mutluluk anlıktır. Mutluluk saniyelerden ibarettir. Pek tabi, mutsuzluk da öyle. Mutluluk süregelen bir şey değil, bir sürekliliği yoktur. Bir gece “iyi geceler”, bir sabah “günaydın” mesajını almadığını düşün, O’ndan. Seni mutlu eden, bir anda mutsuz etti, hayırdır? Yağmurlu hava beni mutlu eder lakin bir anda güneş açtı, hoppala? Sahip olduğun her şey ne kadar geçiciyse, mutluluğunda öyle. Mutluluğun kıymetini bil, eğer sahipsen, fakat mutsuzluktan da korkma. Kaliteli mutsuzluklar, özeldir, güzeldir. İnsanın mutsuzluğu da ihtiyacı vardır. Ruhunda, hayatında bir acı varsa, bunu hissedebiliyorsan onu yaşamaktan korkma. Sonu var, sonuna kadar yaşa. Acını, mutsuzluğunu yahut yalnızlığını yaşadığın anında kıymetini bil. Yaşamaktan korkma. Soruyu cevaplamadım değil mi? Peki öyleyse. Mutluluk bir insandan aldığın haz, keyif değildir; gerçek mutluluk, insanın kendi varlığı bilmesi, farkında olması, bunu kabul edebilmesidir; unutması ise elemdir. Burası dünya yahu, burası bu kadar işte.

#Düştümse eğer, sana bakarken düştüm.

Bir Yorum Yapın